1 Ekim 2016 Cumartesi

Zaman Akışta...



Ah o var ya, o… Beklendiğini bile bilmiyor. Beklendiğini bilmeden bekliyorum onu. Umutsuzca, sessizce, usulca… Ben sadece bekliyorum. Şarkının da dediği gibi; Zaman Akışta… Ben ne kadar bekliyorsam o da o kadar gelmiyor.

Gelme desem gelir mi? Ya da bilse gelir mi?

Sorunun kendisi bile acı çekerken cevabın can yakıcı olacağı buram buram kokuyor, işliyor içime. Zaten soramıyorum ki... Dökülmüyor dudaklarımdan kelimeler. Dökülemiyor. Fırsat bulamıyor. Sadece benim aklımda varlıklarını sürdürüyorlar, işkenceleriyle.

Soramamak da, soru da, cevap da can yakıyor. Her taraftan sarmışken beni bu can yakışlar neden umutsuzca beklediğimi aklıma hayalime sığdıramıyorum. Mantığıma oturtamıyor, bir sonuca ulaşamıyorum.

Hayat beklemiyor ama ben bekliyorum. Hayat beklemiyor ama ben bir tarlanın ortasına asılmış korkuluk gibi zamana ve mekana asılı kalmış gibi tek bir anda bekliyorum.

İzliyorum. Öylece uzaktan film izler gibi ama öyle bir film ki anlayamıyorum. Heyecanla beklediğim filmde önüme uzun biri oturmuş da perdeyi göremiyormuşum gibi… İzlemek istiyorum, ezberlemek istiyorum ama önümdeki sırık çekilmiyor kenara. Sadece azıcık ucundan yakalayabiliyorum filmi ne kadar anlayabilirsem o kadar.

Duyduğum cümlelerin neye göre, hangi sahneye göre söylendiğini anlayamıyorum. Film akıyor, ben yetişemiyorum. Film bittiğinde göreceğim tek şey kapanış jeneriği olacak ve o jenerik bana ne kadar yanlış yerde oturduğumu, ne kadar geç kaldığımı yüzüme vurarak gösterecek.

Tek seans çünkü bu film ve ben bileti yanlış yerden almışım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder