29 Aralık 2013 Pazar

Yanılgı..

Yine bir yanılgı yine bir aldatış. Yeter ama bu bana fazla. Bu bana çok. Saflığımdan insanların bu kaçıncı yararlanışı? Kaçıncı aldatışı? Pek bir şey istemedim. Hiç istemedim ama hep oldu. Hep bana oldu.

Ben hep üzülmesi istenmeyendim ama en çok üzülen ben oldum. Hep yarım bırakılandım. Tamamlandım derken bırakılıp gidendim ben. Bu yüzden ördüm surlarla çevirdim kalbimi, taştan bir hale soktum. Her yıkılışta bir taş daha, her gözyaşında bir taş daha.

O surların ardından kalbim bir ağlayan melek oldu, dokunanı mahveden. Ama bu sefer farklı gibiydi. Gerçek gibiydi. Kıyamıyor, seviyor gibiydi. Aşık gibiydi. Kendine bağlayarak sonsuz olmak istiyor gibiydi. Gibiydi... Gibi kaldı.

Öyle gerçek bir sahtelikle geldi ki sur yokmuş gibi geçti. Sessizce geçti, yumuşak bir şekilde. Fark ettirmeden o ağlayan taştan meleği çözdü. Karanlığı yok etti. Sonrasıysa gitti. En güzel rüyaları, korkulara bırakarak gitti. Öyle bir gitti ki giderken yokmuş gibi geçtiği surları toza çevirdi. O kırılgan ağlayan meleği de yok etti.

Mecalim yok artık sur inşa etmeye.. Savunmasızım, yalnızım, acılıyım.. Kimi zamanda acısızım, boşum, sessizim. Bilmiyorum. Anlayamıyorum? Neydi bu? Neden bu kadar yoğun bu acı değişimi? Şifalı bir iksir zannederken kahreden bir lanete dönüşüverdi. Zehir gibi kontrolsüzce yayıldı o siyahlık. Her yere. Her yerde. Beni öldüren o siyahlıktı. İnandığım siyah bakışlar. Söylesene neden bu kadar siyah?

Siyah işte anlamsızca. Hapseden, ateşe iten bir siyah. Sonrasıysa derin bir yalnızlığa iten siyah. Hem beni renklere boğan ardından renkleri yok eden siyah. Acısız, izsiz. Camın üzerindeki bir buğu gibi.

İşte bu yüzden sığınacak tek güvenebilir limanın yalnızlık olduğunu her defasına daha iyi anlıyorum. Her defa bir öncekinden daha ağır oluyor çünkü. Kendini bir hiç gibi hissedene kadar yol var. Yeni bir yol arayışına girmeye mecalin olmayana kadar yolu var. Yalnızlıktan başka seçecek başka bir yol kalmayana kadar yolu var. Yani demem o ki, yalnızlıktan başka çıkar yol yok. Yolu"m" yok.

Hayal kurmuyorum. Dilek tutmuyorum. Umutla da bir işim yok artık. Sadece rica ediyorum. Hasar almaktan yoruldum. Her defasında tamir edilip tekrar kırılmak için altı yaşındaki bir çocuğun eline verilen bir oyuncaktan çok daha fazlası olmak isterdim. Belki hayat bana yaşattığı bu kötü, acı dolu günlerin karşılığını gerçekten güzel bir şekilde verir... Sence umudum olmalı mı? Hayat umut olmadan da güzel olabilir mi?

Bu nasıl bir duyguydu? Bir insan kendi çizgileri dışına çıkmadığı sürece ne kadar farklı yaşayabilir ki? Hayatımda "keşke'm" şu güne kadar olabileceği kadar fazla ama "belki'm" de onu yalnız bırakmayacak kadar çok. O kadar çoklar ki kalbim sıkışıyor bazen. Belkiler, keşkeler bir olup üstüme yürüyor yalnız anlarımda. Bu sefer… Gri.

Çok ufak şeyler diliyorum, merak ediyorum, Allah’ım. Çocukluk rüyalarımdan çoktan vazgeçirdin. Bir çok hevesim de çoktan kırıldı, tuzla buz oldu. Aşk? Ona dokunmalarına izin vermesen olmaz mı? İçimde kalmalı çünkü. Aşk ve tutku.

Aslında bir zamanlar içime sığmayan cesareti de geri istiyorum. Onu ne zaman vereceksin? Bütün cesaretimi de hayallerimle birlikte alıp yerine koca bir boşluk ve korku koymuştun. Cesaretimi geri istiyorum. Gerçekten sevilirsem çok ihtiyacım olacak.

Sevilirsem severim, biliyorum.

22 Aralık 2013 Pazar

Gök Karanlık

Beynimde milyonlarca sorular dönüp duruyor. Dönüyor, dönüyor ve onlar döndükçe benimde başım dönüyor. Midem bulanıyor, ayaklarım yerden kesiliyor…

Bir kadının bedeninde cebelleşen bir çocuk ya da bir çocuğun bedeninde sıkışıp kalmış bir kadın. Fark etmez. Artık hangisi olduğumun bir anlamı yok. Çünkü artık kim olduğumu aramıyorum. Farklı yönlerimi törpülemeye çalışmıyorum. Deliliğimi gizlemiyorum. Bir zamandır uğraşmıyorum. Olduğum kişiyi reddetmiyorum, daha iyi olmaya gerek duymuyorum. Neysem o oluyorum, kimi zaman yalnız kalıyorum ama gece yatağa yattığımda daha rahat uyuyorum.

Artık garipsemiyorum, anlamaya çalışmıyorum bile. Ne yaparsak yapalım insanlar değişmiyor çünkü. Brütüs, Sezar'ı bıçaklıyor sırtından. Her şeye rağmen herkes sadece bildiğini okuyor. Günün sonunda kazanan yok ama önemli değil artık. Çünkü her şey doğru zaman geldiğinde bir şekilde geçiyor. Manevi yaraların en güzel yanının iz bırakmadığının olduğunu söylerler. Peki benim kalbimde niye bir sürü iz var?

Gök karanlık ve açıkçası içimde en az gök kadar karanlık bu aralar, yazamamak yazamıyor olmak sinirimi bozuyor. Bazen boş bir sayfa açıp saatlerce ekrana bakıyorum, kelimeler hala orada sadece artık zihnimden çıkmak istemiyor gibiler, sorun bu.

Kendimi ifade edememe hali beni deli ediyor. Anlatmak isteyip anlatamamak gibi. Her gün aynaya bakıp "Bugün daha güzel bir gün" demek gibi. Her gün biraz daha yabancılaşıyorum kendime karşı sorun bu. Sorunlar var. Ve ben nasıl üstesinden gelebileceğimi bilmiyorum. İşte asıl sorun bu.

Aslında hiçbir şey hissetmek istemiyorum. Duygulardan arınmak istiyorum. Ama bu imkansız olan şeyi yapamıyorum. Hiçbir haltı beceremediğim gibi. Bu kez geri dönüşü olmayan zamanlar biriktirmemeye söz veriyorum kendime. Kendime? Bana? Başkaları bile bana verdiği sözleri tutamadı bugüne kadar. Ben kendime nasıl söz verebiliyorsam...

Ama onu görür görmez sanki kaderime çizilmiş sanıyorum. En zarar ziyan olanı yapıyorum ben, yani hayaller kuruyorum. Beynimin içinde geleceğe dönük hayallere ayırdığım yer koca bir renk tarlası. Rengarenk hayaller, sınırı olmayan mutluluklar. "Her şey çok güzel olacak" diyorum kendime durmadan ve bıkmadan. Kendime yaptığım en büyük kötülük de bu!


Okumalısın aslında beni. Bu yazdıklarımı. Ne hissettiğimi anlamalısın. Gözlerimin içine bakarken söylersin o hissettiklerini yine ve ben utanırım yine. Karanlık yanımı öldürüyorum ben sende ve eksiksin, birileri daima eksik.
 

Nasıl sana ihtiyaç duyabileceğime kafa yormadım. Biraz öfkeliyim, biraz üzgünüm. Dibe batmış bir şehirde özümden çok uzak bir yerdeyim ve alakam olmayan muhabbetleri dinlerim.
 

Senin nerede olduğununsa bir önemi yok. Yanımda değilsin, olay bu. Şimdi beni duyabilmeni isterdim. Buraya yazdıklarımı şimdi okumanı isterdim. Neyse, sıkıntılar, dertler, tasalar büyürken tek ihtiyacın olan sevecen bir yaklaşımdır bazen. Ya da içten bir kahkaha… O da bende bol bol var zaten.