22 Nisan 2017 Cumartesi

Ah...


Ah…
Kalabalığın içinde sessizdir yalnızlığım.
Sadece kendine has.
Tek başınalığımla çığlığı basar yalnızlığım.
Sadece kendini duyar.
Ben haykırıyorum ama kimseye ulaşmıyor çığlığım.
Kimse duymuyor.
Sen duymuyorsun.
Ben bile kendime duyuramıyorum aslında.
Duymak istesem de sağır kalıyor kulaklarım.
Olmuyor. Yapamıyorum.
Kendimde sıkıştım, kurtulamıyorum.

Ah…
İlerlemeye çalışıyorum ama çalıştıkça hep geri kalıyorum.
Sana gelmeye çalışıyorum.
Yarıda kalıyorum.
Sen ileri doğru adım atarken,
Benim adımlarım hep geriye doğru yöneliyor.
İstemsizce.
Engel olamıyorum.
Yerimde bile sayamıyorum.
Yakınlaşmaya çalışırken, hep uzaklaşıyorum.
Uzakta kalıyorum.

Ah…
Tutamıyorum, tutunamıyorum…
Ulaşamıyorum sana…
Deli gibi isterken kendimi kaybediyorum.
Oradasın biliyorum ama sana ulaşmaya çalıştıkça ben kendimden geçiyorum.
Yerimin ne olduğunu bilemediğimden,
Kör ilerliyorum.
Daha fazla kapılıp, sana sürüklenmek istemiyorum.

Ah…
Dokunamıyorum.
İmkanım dahi yok.
İmkanların tükendiği belki de hiç başlayamadığı o noktada duruyorum.
Yeni bir imkan oluşturamıyorum.
Kalbime sokarcasına sarılmak isterken,
Kapalı gözlerimin ardından hayaline sarılıyorum.
Ve boşluğa düşüyor seni sarmak isteyen kollarım.
Kendime sarılıyorum.

Ah…
Kapana kısıldım,
Kilitleri açamıyorum.
Görünmez bağlarla donatıldım,
Düğümleri çözemiyorum.
Soğuk zindanlardayım, zincirlerimden kurtulamıyorum.
Boğuluyorum.
Tükeniyor ciğerlerim,
Kokunu içime çekemediğimden,
Nefes dahi alamıyorum.
Yetmiyor hava, kanamıyorum.

Ve sen,
Baksan da,
Görmüyorsun, göremiyorsun.
Bana körsün, bana sağırsın, bana hissizsin..
Yazdığım her şeyin sana olduğunu
Okusan da, anlamıyorsun.
Belki de anlıyorsun ama
Umursamıyorsun.
Senden değil bendeki bu hal sadece benden.
Üzerime gelen bu yaşamdan, kısılıp kaldığım bu bedenden,
İsteyip de ulaşamadığım emellerimden.
Sen sadece zindandaki minik bir yaşam belirtisisin.
Aklımdasın, kanımdasın, ciğerimdesin…
Tek bir nefesle yok olacak kaybolup gideceksin.
Ve ben yaşam ruhumdan çekilip, senin kayboluşunu izlerken
Dudaklarımdan çıkan bir “Ah,” ile geride kalacağım, kendimi işkencelerle donatmaya devam edeceğim.

Yanlış anlaşılmasın sakın.
Ah’larım kendime…

Şarkıda da dediği gibi;
“Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime.”

17 Mart 2017 Cuma

Beni anlayabiliyor musun?


Kendi bedenine hapsolmuş bir yabancıyım ben. Kendini çok iyi tanıyan ama olmak istediği kişi olamayan biriyim ben. Kendi ruhumda, kendi bedenimde sonsuz eziyetlerde mahkumum. Kabullenmiş bir halde.

Mahkumiyetim kusursuz ve hürriyet artık imkansız. Kanıksamışım ben bunu. Bu yüzden hayallerim bile hep bir mağlubiyete gebe. Hep bir yarım, hep bir yaralı. Çünkü ruhum yaralı.

Hep bir onaylanma çabasıyla geçti hayatım. Düşüncelerime, hislerime aldığım her olumsuz yanıt beni geriye düşürdü. Vazgeçirdi. İlerleyemedim. Galiba ilk yarayı ben burada aldım. Kendi istediklerime sahip çıkamayarak ruhuma ilk kesiği ben attım.

Her kesik darbesinde hayallerime değil dayatılan kimliğe sığındım. Hatayı da burada yaptım işte. Hayır, diyemedim. Yeter, durun. Ben bunu istemiyorum. Benim istediğim bu değil. Diyemedim, işte. Dilim varsa da söylemeye, dökülemedi kelimelere.

Söyleyemediğim her kelime deriye batan kıymık gibi kalbimde bir ukde oldu. Orada işte hep can yakıyor. Hep hissediliyor. Varlığını biliyorum ama çıkaramıyorum. Bir yerden sonra alışıyorum ama öyle bir an geliyor ki artık hissetmiyorken, varlığını alışmışken yeniden hissetmeye başlıyorum. Bu sefer daha acı daha keskin. Ölesiye perçinleniyor kalbimde ama yine çıkaramıyorum. Kısır döngünün alası… İlerleyememenin, hapsolmuşluğun bariz kanıtı…

Hayat akarken, yaşın ilerlerken, bedenin artık yaşlanırken ruhunun devam edememesidir bu. Çünkü ruhun başkasının hayatını yaşıyormuş gibi hissediyordur. Bu istediği hayat değildir ama yapacak bir şeyi de yoktur. Bu yüzden o isteğiyle kalır, devam edemez. Benimki de ilerleyemiyor maalesef. Kendimi kendime kırdırıyorum. Kendime yazık ediyorum. Kendim olmama en büyük engel bendim ve hala da benim. Bana dayatılan her şeyi kabul etmekle kendime karşı en büyük günahı ben işledim.

Başkalarının olmamı istediği kişi olmaya çalışırken kendi istediğim kişi olamadım mesela ve en derin yara da bu aslında. Çok kanadı ruhum ama ben kanattım. İyileşemedim. İyileşmeye çalışırken bocaladım.

Kanayan ruhumu bazen teselli ettim. Bazen de teselli edildim. Ne kıymık battı o zaman ne de o ukdeler hissedildi. Ama bir yerde teselli bitti. Tesiri geçti. Yine aynı oldu her şey. Puf, geri geldi hapsolmuş ruhun bedbaht hali.

O teselli zamanlarında hissettiğim özgüvenle, takdir edilmişle ilerletmeye çalıştım ruhumu ama o da bir yere kadar inandı buna. Öyle bir hale geldi işte. Öyle bir hale getirdim ruhumu. Kendimi.

Bir insanın kendini köreltmesinden daha acı hiçbir şey yok. Kendinden vazgeçmesi, hayallerinden, gayelerinden… Çabalamamak ve en önemlisi kabullenmek yıkılışın zirvesi… Hani diyorlar ya Osmanlı bile böyle çökmedi. Gerçekten de böyle.

İçimden direnişle, Anka Kuşu misali küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti çıkar mı bilemem ama şöyle bir bakınca o da olası değil. Bu yeniden doğuş bile bir yere kadar gidiyor. Baksanıza halimize. Bir kandırılmışlığın içindeyiz. Kimimiz ise eşiğindeyiz. Hala kıymığın battığı kimseler, direnenler var ama durduramadıktan, engel olamadıktan sonra neye yarar? Öğrenilmiş çaresizlik… Kabullenilmiş çaresizlik…

Girmek istemediğim konular bunlar. Geri döneyim. Ne diyordum? Yıkılış… Çökme… Enkaz… Kaos içinde ait olmadığı bir hayata mahkum bir ruh…

Zaman hiç geçmemesi gereken bir yerde geçiyor. Günler geçtikçe ellerim birer birer boşalıyor. İstiyorum ki tutsun bu boşalan ellerimden biri. İstiyorum ki kaldırsın beni düştüğüm yerden. Benliğimi hatırlatsın. Gerçekliğimi… Bana kim olduğumu ne olduğumu hatırlatsın. Belki de yeniden öğretsin. Zira ben unutmak üzereyim. Ne kadar acı değil mi? Bunu bile hissedemiyor gibiyim. Acıyorum, kanıyorum ama hissedemiyorum. Bomboşum. Dolamıyorum. Tamamlanamıyorum.

Oysa kaç kere tutuldu ki zaten ellerimden? Kaç kere hissettirildi ki ben olduğum? Bunu yapan hep ben değil miydim? Kendime güç veren ve bu güçle uzun süre dayanan… Kendi ateşlediğim fitille yükseklere uçup sonra dengesizce yere çakılan? Evet, bu benim. Merhaba, sizlere. Merhaba, bunu okuyan değerli kişi. Beni anlayabiliyor musun?