16 Kasım 2013 Cumartesi

Bugün çok sessizdim..

Tüm günümü sessiz ve sakin geçirdim. Gördüm, anlatamadım. Dinleyemedim, duyamadım. Hayat çok köşeli. Köşeleri sivri. Ne zaman bir yere gitmeye çalışsam bir yerlerimi kanatıyorum. Kalbimin acısı sonsuz, dinmiyor. Her şeyi iyileştirir sandığım sevgim kimseye yetemedi.

Acıttım. Acıtıldım. Sonra geçti dedim, kendime acıdım.

Tüm günümü sessiz geçirdim. Benim insanlara karşı işlediğim en büyük günah bile özenliydi. Görülmedi. Kimsesizlikten sarıldığın bir kaç soğuk kucak var. 5 gün sonra gidecekler. Tüm hikayemi zedeleyeceğini bilmeden sert konuştum. Yazdım. Sildim. Silindim.

İnsanlar neden derin ve uzun cümleler bekler? Neden yazarlara ağır, ciddi ve mesafeli kimlikler yakıştırır? Çok gülenler yazar olamaz mı mesela? Neden hep acı çekenler yazar olurlar? Kısa soruyorum. Kısa konuşuyorum. Yalan olmamalı kurduğum cümleler. Yoksa mutlaka anlamlı bir yerde son buluyor olmalıydılar. Olmadı. Olamadı.

Hadi her kimsen şuan gel ve git bir ev al bize. Ne olur? Buradan uzakta. Kimsenin içeri giremeyeceği yüksek çitli. Rengi mühim değil. Ama su mavisi olabilir. Huzurun rengi. Bir ev al. Azla yetinirim. Güvenirsem her şeyle yetinebilirim. Seversem değil, güvenirsem. Neyse bu hayal zıvanadan çıktı. İnsanlar benim ruhumu yaktı, ben de şimdi bu hayali evi. Boş ver. Zaten aklım başımda değil.

Bu gün çok sessizdim. Beni sessiz hayal edebildiniz mi? Uzunca bir süre aynı şeyleri istedim. Olur muydu? Merak etmedim. Tamam, sus söyleme. Ben istedim, onlar gerçekleşmedi. Hayaller gitti. Dün uyandığımda hayalimde olmuştu her şey, bu gün uyumak için hayal kurmayı bekledim. Bu gün çok sessizdim. Sahi, şimdi hayaller nereye gitti? Bu gerçeği insanlara soramazken hayalimdeki yüzleri görünmeyenlere bile soramadım. Hiçbir zaman soramadım aslında kimseye.

Kimseyi suçlamadım. Kimilerinin sevgisi biçimsizdir, kimi doğuştan kabiliyetsiz. Kimilerin hayali çöptür, kimilerin hayali hazine... Bir yere varamaz kabiliyetsiz insanlar ve mutlu olamazlar. Onların huzursuzlukları bıçak gibi saplanır uykularımıza. Biz de korkudan saklanırız kuytularımıza. Hayat bu sen dik dur. Bil diye söylüyorum bunları. Bil diye. Belki göğsün kimsesizdir, belki göğsün hilesizdir.

Her hikâyede masum, her hikayede kahraman kaldığımı, bil diye...

9 Kasım 2013 Cumartesi

Zaman Akıyor..

Bir şeyler yazmak istiyorum ama karışıyor kelimeler. Hayata dair içimde ne var yoksa anlatmak, paylaşmak istiyorum. Yazıyorum anlatıyorum ama sonra pişman oluyorum siliyorum. Kendime kalıyor yine kelimeler.

Ben ruhumu paylaşmak istiyorum aslında kelimelerimle ama bazen o kadar meşgul oluyorum kii.. Ona hikaye yetiştir, buna yazı yaz. Yazıyorum ama bir bakmışım sadece yazmışım anlatmamışım, paylaşmamışım. Dünyaya sadece yazmak için geldiğimi düşünüyorum bazen. Yoksa başka yaşam sebebim yokmuş gibi.. Her neyse.. Bu güzel bir işkenceydi. Şarap içtiğin için cehennemde yanmak gibiydi. Güzel bir günahın cezası gibiydi. Ben harcanacak kadar yaşlanmadım. En azından bunun farkındayım.

İnsanları izliyorum bazen elimde o kara kaplı hikayelerimin plan defteriyle. Eskiden olduğu gibi o parkta bazen oturarak gelip geçeni izleyerek. Her insan ayrı bir hikaye. Her adım bile.. En minik bir bakıştan bile fikir edinebiliyorum yazacaklarıma dair ama kendime kalıyor her şey.

Bazen de sokağın ortasında dikilip, kimsesiz bir kadının gözleriyle bakıyorum hayata. İnsanlar yanımdan geçiyor, bazıları omzuma çarpıp hayallerimi döküyor yerlere. Kimse eğilip toplamıyor onları, hayat filmlerdeki gibi değil ya da belki tam olarak öyle. Sadece ben yaşayamıyorum film gibi bir hayatı.

Çoğumuz söylemek isteyip de söyleyemediklerimizle bu dünyayı bırakıp gidiyoruz, değil mi? Çoğumuz yaşayamadıklarını hayal etmekle yetiniyor. Zaman akıyor. Geçen zamanın bir saniyesi bile geri gelmiyor.

Hayallerimi gerçekleştirememe korkusundan dolayı mücadele bile edemiyorum. İsteğim yok demiyorum ama engeller tüm hevesimi törpüledi. İmkan ve şans olmadıktan sonra yapabileceğim tek şey hayallere sığınmak. Aslında en kolayı, en hoş ve en kedersiz olanı da bu herhalde. Tüm bunlara rağmen olumsuz yönleri de yok değil. Çünkü hayaller ne kadar hoş olsa da hiç bir zaman gerçeklerin yerini alamıyor. Öyle olsa da.

Şu an kendimi, duygularımı analiz etmekten dahi aciz görüyorum. Belki de yoğun bir haftadan çıkmaktan kaynaklı. Düşünüyor, hislerime müracaat ediyor, gönlümü yokluyor ama ne yapmak istediğimi bir türlü kestiremiyorum. Nedir acaba bu belirsizlik; bir yürek yarası mı, yoksa manevi bir iklime olan ihtiyacım mı?