29 Nisan 2016 Cuma

Her Lahza..



Yalnızlıkla geçen günlerin yasını tutmam ben hiç. Çünkü yalnızlık yası tutulacak bir şey değil. Herkesin geleceğine inandığı bir gemisi var elbet. Yalnızlık sadece bu geminin geleceğini beklemek için bir adım. Kimi kavuştu, kimi inancını yitirdi? Tartışmaya açık bir konu bu.

Yalnızlık sen istediğin kadar seni içine alabilir ve bazen yalnızlığa duyduğun ihtiyaç seni esir bile edebilir. Bahsettiğim gerçek yalnızlık ama öyle aşksız olmak ya da sevgilisizlik filan değil.  Benim esas demek istediğim yalnızlık, insanın öz yalnızlığı. Hepimizin bir gün karşılaşacağı o ölüm yalnızlığı… Her insanın, gerçek dostlarla çevrili olan bir insanın bile, mutlaka zamanın bir yerinde yalnız olduğuna inananlardanım.

Yalnızlık kendimizi sorgulamamızı hatırlatır bize. Kimliğimizi, bastırılmış düşüncelerimizi gün yüzüne çıkarır. Kaçmaktan vazgeçip, savaşmamız gerektiğini öğretir. Yağmurdan kaçmayı değil, ona sığınmanın gerçekçiliğini gösterir.

Çünkü yağmur damlalarında özgürlük vardır. Her yağmur damlası tekrar serpilmenin temennisini taşır. Kendileri farkında olmasa bile her birinin birer amacı vardır. Bence bizim de amacımızın olmadığını düşünmemiz tamamen hissiyat meselesi. Ama gerçekten bir amacımız var.

Bu amaçlara ulaşmaya çalışırken her lahzada bir şeyler kopuyor ve bizler de normalleşiyor, özümüze dönüyoruz galiba. İpler kopuyor ellerimizden ve haykırmak hiçbir çare olmuyor. Bizler de oradan oraya savrulmuş yağmur damlalarından farksız değiliz bence. Savrulmaya, rüzgarla dans etmeye devam ederken kendimize sığındığımızı fark ederiz böylece.

Birilerine değil kendimize bir şeyleri ispat etmemizin gerekliliğini görürüz. Bazenlerden, keşkelerden, o lanet belkilerden kendimizi kurtarmaya çalışırız. Aslında hepimizin ne çok bazenleri, keşkeleri, belkileri var. Hele bende o kadar çoklar ki Himalayaları aşacak büyüklükte dağ gibi sıralandılar. Kurtuluşumuz yok onlardan, asla da kurtulamayacağız.