4 Ağustos 2015 Salı

Normal bir hikaye...



Biten her bir macera yenisinin habercisidir. Radyoda sonu gelen şarkının bir sonraki şarkının habercisi olduğu gibi. Belki araya bir iki reklam girer, sen de o sırada kendini gelecek şarkıya hazırlarsın, beklersin. Bilirsin çünkü yeni bir şarkının başlayacağını.

Bir şarkı biter ardından bir başkası başlar ve bu hikaye hiçbir zaman bitmez. Devam edilecek şeyler vardır; söylenilecek, anlatılacak şeyler. Benim neler anlatmam lazım peki? Yıldızları mı yoksa yıldızları da içine alan kainatı mı?

Belki de her ikisini de.

Çünkü güzel günlere dair umut var gökyüzünde. Karanlığa rağmen yıldızların ışıltısı en aydınlık günden bile daha fazla neşeli. Her bir yıldız her kişi için bir dilek gibi. Bir hayat gibi… Belki de ondandır bunca yıldızın kayıp gitmesi.

Uzak yıldızlar arasında yaşam var mıdır? Ben gidip oralarda yaşabilir miyim? Her zaman çekici olan sonsuzluktan dünyaya bakabilir miyim? Benliğimdeki algı filtresini kaldırarak baktığım pencereden hayatın bana göstermeye çalıştığını azıcık ucundan yakalayabilir miyim? İşte bu, diyerek onu kendime alabilir miyim? Ya da alamaz mıyım? Geceme yakışan, gündüzüme uymaz mı?

Ama Ay hep orada; gökyüzünde. Geceleri parlak ve doygun, gündüzleri silik ve solgun… Ama görmüyoruz işte, fark etmiyoruz. Ay’ı o kadar çok geceye yakıştırıyoruz ki gündüz de bizimle olmasını umursamıyoruz.

Güneş’in ışıltısıyla solgunlaşan Ay’ı Güneş gidince hatırlıyoruz. Bu yüzden kırgın o büyük küre bizlere. Bu yüzden her gece biraz daha eksik her gece biraz daha kırgın. Çekip duruyor kendini geriye ve böylece bir zaman sonra ne gündüz görünüyor ne de gece ama merhametli de onu özleyeceğimizi biliyor. Bu yüzden geri geliyor işte. Neyi kaybettiğimizi görebilmemiz belki bir dahaki sefere kıymetini bilebiliriz diye.

Keşke zaman da Ay kadar merhametli olsaydı. Kaybettiğimiz, harcadığımız onca zamanı merhametiyle bize geri getirerek tekrar şans verebilseydi. Zaman, daha da çabuk geçmeye başlıyor her gün bir diğerinin aynısı olmaya başladığından beri. Fark ediyorum, hissediyorum.

Hani bazı yerler vardır, oraya gittiğinizde zamanda geri gidersiniz. Yaşanılanları anbean tekrar yaşarsınız. Şu sıralar bana çok oluyor bu olay. Böylece hayatımın ileri gitmekte olduğuna, artık bazı şeylerin geçmişte kaldığına ve daha da önemlisi büyüdüğüme şahit oluyorum.

Evet, kelimelere döküldüğünde insanı etkileyebilecek hiçbir şey yapmıyorum. Evet, kelimelere döküldüğünde insanı etkileyebilecek bir hayat yaşamıyorum. Aslında bakarsak olayın özü çok basit ve durgun. Benim hikayem acıklı bir hikaye değil. Korkunç değil, mutlu değil. Sadece normal bir hikaye, mutlu sonunu bulmaya çalışan.
 

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Bir Tutam Bal...



Boşluktayım. Süzülüyorum, geleceğime ve sonsuzluğuma. Özlemek istiyorum, belki de özlüyorum deli gibi. Birinin sesine hasret olmak istiyorum, belki de hasretim deli gibi. Her şey karmakarışık. Her şey düzensiz.

Bu karışıklığın için sadece varlığımı sürdürüyorum ve gelip geçen zamanlar biriktiriyorum kendime. Kalbi kırık, azıcık ucu yırtılmış. Şuan kimsenin ne yaptığı ilgilendirmiyor beni. Sadece hissettiğim ve bana hissettirilenler önemli.

Çok güzel hissettiğimde oldu ama çok feci üzüldüğümde. Güzellikler aydınlanmanın anahtarıyken yanlışlar bir birikim, yanlışların öncüsüydü. Kalbim donuk hayatımın azıcık ucu yırtılmış, kendine çeki düzen vermeye çalışıyor ama beceremiyor.

Hem kalbimin hem benim tatlı bir şeylere ihtiyacı var. Bozulmayacak hep var olacak bir şeylere. Bir tutam bal olsun mu? Bal bozulmayan tek gıda maddesiymiş. Hem de çok da faydalı.

Bu şansla bana balın kavanoz dibinde kalmış özü denk gelir sadece ya da o bile denk gelmez. Artık bir şeylerin olmasını beklemek imkansızlıktan başka bir şey değil. Ben buyum, bu gördüğünüz kişi ve galiba hayatım da hep bu şekilde gördüğünüz gibi kalacak.

Hayatımın özetini soracak olursanız beklemek ve sabır etmek… Hep bir şeyleri bekledim, olması için sabır ettim. 22 yıllık hayatımda pek de bir şeyler başaramamışım aslında. Ölümsüzleşememişim mesela. Oysa hep istediğim buydu.

Adımı bir yerlere kazımak, hafızalarda yer almak. Bu gidişle de olamayacak. Ben her zaman ben olarak kalacağım ve yolumdan öteye geçemeyeceğim. Durulması gerekende yerde duracak geri dönülmesi yerde döneceğim ve tekdüze hayatımdan ilelebete geçeceğim.

Aşkı katmadım bile araya bakarsanız çünkü aşka dair umudum yok benim. Tüm hayallerim tüm ümitlerin kara büyücüler tarafından çalındı. Masallardaki gibi bir aşk istediğim için belki de aşka dair tüm bu umutsuzluğum.

Ben bir prenses değilim bu yüzden bir prens gelip güzellik uykumdan kaldırmayacak. Bir leydi olmadığım için de bir lord beni bulamayacak. Beklentiler sadece üzer demişler. Ne kadar da güzel söylemişler aslında. Tam da kurmak istediğim cümle. Benden önce birileri kurarak beni bu zorluktan kurtarmış.

Hiçbir şeye dair beklentim yok ne bala ne de aşka… İşte bu yüzden tüm umursamazlığım, tüm vazgeçişim.