15 Mart 2014 Cumartesi

Hala İnsanım...

Fark ettim ki zorunluluk ve sorumluluk kavramları beni soğutuyor. Zevk aldığım şeyler sorumluluk veya zorunluluk kavramlarıyla karşılaştığında bana işkence etmeye başlıyorlar. Çok sevdiğim şeylerden bir kaç saniye içinde vazgeçebiliyorum böyle durumlarda ve sanırım en çok bu yüzden uzaklaşıyorum kendimden, benliğimden.

Sorumluluk ve zorunluluk hep yanımızda olan bizi bazı şeylerden soğutan kavramlar. İçimize o kadar işlemişler ki her şeyde varlar. Nefes almak bir zorunluluk, gülümsemek bir sorumluluk… Zevk aldığımız şeyler bile zamanla bir zorunluluğa dönüşüyor ve bize işkence yapmak onlar için birer zevke dönüşüyor. İlginç değil mi? Bir döngü, zamansal bir tutarsızlık.
                                                                                                             
Kış geçti, yaz geliyor. Gülümsüyor. Belki mucize bekliyor birileri. Mutlaka bekliyor. Belki birileri hiçe sayıyor dalgaları. Hala gülümsüyor. Düşünsenize. Hala çiçeklerini sulayabilen insanlar var, kendilerine umut aşılayan.

Zorunluluk yaşam biçimimiz olmuş. Kopamıyoruz, durduramıyoruz. Uzun bir süreç geçti. Aslında çok şey yaşandı. Çok şey öğrenildi ama dönüp bakılınca pek fazla bir şey ifade etmiyorlar artık. Zavallı denemeler, yanılmalar, yalnızlıklar, birliktelikler, kaçışlar, kaoslar, gelgitler…

Geçen zamanla kendini keşfediyor insan. Hani rüzgar tozları süpürür ve başka bir yana atar ya. Giden tozun yerine yenisi gelir. Değişkendir insan ve en çok bu özelliğimizi severim ben, değişiriz. Bencilleşiriz, içimize kapanırız, nefret ederiz, öfkeleniriz. Ben her öfkelenişimde insanlığımı hatırlarım. İnsanım derim. Şükür hala insanım.

Ve bu yüzden sorumluluklarımı ve zorunluluklarımı aklımda bir rafa kaldırıp düşünmemeye çalışıyorum. Çünkü yaşamımızı ne kadar sevimsiz olsalar da onlarla bir yere götürüyoruz.
 
*Körfezde Değişim Gazetesi'nin 14.03.2014 tarihli baskına yazmış olduğum köşe yazısı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder