18 Mart 2014 Salı

Zaman Denilen Yol


Güzel günlere dair umut var gökyüzünde. Karanlığa rağmen yıldızların ışıltısı en aydınlık günden bile daha fazla neşeli. Her bir yıldız her kişi için bir dilek gibi. Bir hayat gibi… Belki de ondandır bunca yıldızın kayıp gitmesi.

Uzak yıldızlar arasında yaşam var mıdır? Ben gidip oralarda yaşabilir miyim? Her zaman çekici olan sonsuzluktan dünyaya bakabilir miyim?

Her şey o kadar gözümüzün önünde ki. Ama biz kendimize algı filtresi konulmuşçasına gözümüzün önündeki kocaman şeyi göremiyoruz. Ay’ın gündüzleri bile gökyüzünde olduğunu bildiğimiz ama onu geceye yakıştırmamız gibi.

Bazen kendi sorunlarımızı dünya problemi sanabiliyoruz. Bazen hepimiz bu hataya düşebiliyoruz ama ben ne öğrendim biliyor musunuz? Canım birine vurmak istediğinde en yakınıma sığınmayı. Öfkemi doğru şekilde boşaltabilmeyi…

Çünkü yalnızca bu şekilde devam edebilirim. İçte kalmamalı hiçbir şey. Dışarı çıkabilmeli yanlış yere gitse de içimizden kopabilmeli. Zaman denilen yolda kaçan hiçbir otobüs bir daha aynı durağa uğramıyor.

Geleceğe bırakılan binlerce an kalıyor elimizde, yaşayıp yaşayamayacağımızın belli olmadığı. Her şey bir sebep sonuç ilişkisine bağlı olarak ilerliyor. Her adımımızın, her doğru kararın, her yanlış kararın bir sebebi ve buna bağlı sonuçları var.

Yaşadığımız veya yaşamadığımız her olay aslında geleceğimizi şekillendirir. Bizi şekillendirir. Hiçbirimiz bir saniye önceki kişiler değiliz. Her saniye daha da büyüyoruz ve geçen günler, kaçan otobüsler bize birer ders oluyor.

Ders alıp almamak bize bağlı aslında… İstediğimiz şeylere bağlı, zaaflara. Ders alsan da almasan da elbet bir yerde vuruyor kararlar, düşüyorsun, yetişemiyorsun. Kısacası yeniliyorsun tekrar ve tekrar. Sonrasındaysa düştüğün yerden kalkarak yeni seçimlerle farklı bir otobüsü yakalamak için ilerlemeye başlıyorsun. Bu sefer başarabilirim belki umuduyla.

*Körfezde Değişim Gazetesi'nin 17.03.2014 tarihli baskına yazmış olduğum köşe yazısı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder